top of page

Yasalar işvereni cezadan korumak için değil, işçiyi kazalardan korumak için yapılır Hüseyin İRFAN- Köşe Yazısı

  • Writer: memleket gazetesi
    memleket gazetesi
  • Dec 15, 2025
  • 2 min read

Kuzey Kıbrıs’ta iş sağlığı ve güvenliği konusu her açıldığında bir beklenti belirir: İş kazalarının azalması, çalışma koşullarının iyileşmesi ve insan hayatının daha güçlü hukuki mekanizmalarla korunması… Toplumsal beklenti nettir. Çünkü bu ülkede her iş kazasının geride bıraktığı acı sadece bir istatistik değil; dağılan aileler, boşa çıkan emekler ve geri dönmeyen hayatlardır.

Ne var ki Meclis’e sunulan İş Sağlığı ve Güvenliği (Değişiklik) Yasa Önerisi, bu beklentiyi karşılamak bir yana, iş kazalarını önlemeye yönelik tek bir politika içermiyor. Düzenleme, iş güvenliği kültürünü güçlendirmek yerine, sorumluluk mekanizmasını daraltan bir çerçeve çiziyor.

Oysa unutulmaması gereken temel bir ilke var:Yasalar işvereni cezadan korumak için değil, işçiyi kazalardan korumak için yapılır.

Soruşturmayı daraltan, sorumluluğu hafifleten bir yaklaşım

Tasarının bazı bölümleri dikkat çekici bir biçimde ceza sorumluluğunu yumuşatıyor. Örneğin, iş kazası sonucunda ölüm veya ağır yaralanma olduğunda, yargı sürecinin başlaması artık doğrudan müfettiş raporuna bağlanıyor. Yani kusur, ihmal ya da açık bir güvenlik zafiyeti dahi olsa, rapor eksikse ya da yazılmadıysa, süreç başlayamıyor.

İş sağlığı ve güvenliği gibi hassas bir alanda, soruşturmayı tek bir idari rapora bağlamak, hem denetim kapasitesi düşük bir ülkede ciddi bir boşluk yaratır, hem de yargı bağımsızlığı açısından soru işaretleri doğurur. Bu yaklaşım, önleyici güvenlik kültürünü güçlendirmez; aksine cezasızlık riskini büyütür.

Tüzel kişi işverenlerde hapis cezasının fiilen kaldırılması

Düzenlemede öne çıkan bir diğer kritik nokta da hapis cezalarının yalnızca “gerçek kişi işverenlere” uygulanabileceğinin belirtilmesidir. Oysa KKTC’de işyerlerinin büyük çoğunluğu tüzel kişi statüsündedir. Bu da pratikte, iş kazası nedeniyle cezai yaptırım gerektiren ağır ihmal durumlarında bile, şirket sahiplerinin hapis yaptırımından muaf tutulması anlamına gelir.

Bu tür düzenlemeler, iş sağlığı ve güvenliğinin en önemli unsurlarından biri olan caydırıcılık ilkesini zayıflatır. Cezai sorumluluğun üst basamaklardan alt yönetici seviyelerine kaydırılması, gerçek karar vericilerin sorumluluk alanının daralmasına yol açabilir.

Bu da toplumsal vicdanda, “işçinin hayatının mı yoksa şirket rahatlığının mı daha değerli olduğu” yönünde haklı endişeler yaratır.

Tasarıda olmayanlar, olanlardan daha çok şey söylüyor

Bu yasa değişikliği teklifinin en dikkat çekici yanı ise neyi içermediğidir.Tasarının hiçbir yerinde:

  • Denetimleri güçlendiren,

  • Müfettiş sayısını artıran,

  • Risk değerlendirmelerini sıkılaştıran,

  • Tehlikeli sektörleri hedefleyen,

  • Taşeronlaşmanın yarattığı güvenlik açıklarını kapatan,

  • Çalışan eğitimini zorunlu hâle getiren,

  • İşyerlerini önleme kültürüne zorlayan

herhangi bir madde yok.

Kısacası: Bu tasarı iş kazalarını azaltmak için hazırlanmış bir metin değil.

Bu yönüyle, düzenlemenin işçinin değil, işverenin hukuki konfor alanını genişlettiği yönünde oluşan toplumsal algı şaşırtıcı değildir.

Yasa yapımında çıkar çatışması değil, kamu yararı gözetilmelidir

KKTC’de hem siyaset hem iş dünyası iç içe geçmiş yapılardır. Bu durum kendi başına yanlış değildir; ancak yasa yapım süreçlerinde, özellikle şirketlerin sorumluluğunu etkileyen düzenlemelerde, çıkar çatışması ihtimaline karşı daha yüksek bir şeffaflık gerekir. Kişilerden bağımsız olarak, bu bir demokrasi ve etik meselesidir.

Yasa, toplumun ve çalışanların güvenliği için yapılır. Bu güvenliği zayıflatan ya da sadece belirli kesimlerin yükümlülüklerini hafifleten düzenlemeler, eninde sonunda toplumsal yararı değil, güvensizliği artırır.

Son söz: Bu ülke önleyici bir İSG reformuna ihtiyaç duyuyor

Gerçek bir İş Sağlığı ve Güvenliği reformu, ancak şu ilkeler üzerine kurulabilir:

  • İnsan hayatı merkezde olmalı,

  • Sorumluluk dağıtılmamalı, güçlendirilmeli,

  • Yaptırımlar caydırıcı olmalı,

  • Denetim mekanizmaları bağımsızlaştırılmalı,

  • İş kazalarının önlenmesine yönelik somut adımlar atılmalı.

Mevcut tasarı ise bu ilkelerden uzak bir noktada duruyor.

Bu nedenle bir kez daha hatırlatmakta fayda var:

Yasalar işvereni cezadan korumak için değil; işçiyi kazalardan korumak için yapılır.


 

 


Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page