Nevzat Özkunt: Yağmur felaket değil, beton ve rant ekonomisi felakettir
- memleket gazetesi
- Dec 15, 2025
- 4 min read





TDP Genel Sekreteri Nevzat Özkunt, Kanal T’de Seher Güraslan’ın sunduğu “Gündem” programında, son yaşanan sel ve altyapı sorunlarını değerlendirerek dere yatakları, baraj–gölet bakımı, taş ocakları ve imar planları üzerinden “beton ve rant ekonomisini” eleştirdi. Özkunt ayrıca belediyelerin kriz yönetimindeki rolüne dikkat çekti; kamu maliyesi, vergi adaleti, kayıt dışı ekonomi ve yolsuzluk başlıklarında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
1) Sel, altyapı ve çevre tahribatı: Ülke beton ve rant ekonomisine teslim edildi
TDP Genel Sekreteri Nevzat Özkunt, yaşanan sel ve taşkınların “yağmurun kendisinden” değil, yıllardır biriken ihmal ve yanlış planlama süreçlerinden kaynaklandığını vurguladı. Özkunt, dere yataklarının korunmaması, baraj ve göletlerin kapasitelerinin muhafaza edilmemesi ve doğanın sistematik biçimde tahrip edilmesinin, felaketin boyutunu büyüttüğünü söyledi.

Özkunt’un değerlendirmesinde öne çıkan başlıklar şöyle oldu:
• Dere yataklarının tahribi: Dere yataklarının içine yol yapıldığını, dere yataklarına evler inşa edildiğini ifade ederek, “Bu alanlara hiçbir şekilde inşaat izni verilmemesi gerekirdi” vurgusunu yaptı.
• Baraj ve göletlerin bakımsızlığı: Gönyeli Barajı ve Kanlıköy Göleti başta olmak üzere birçok göletin bakımsızlıktan “toprakla dolduğunu” söyledi.
• Taş ocakları ve ormanların yok edilmesi: Dağların taş ocakları tarafından oyulduğunu, ağaçların kesildiğini, ormanların ve su tutan alanların korunmadığını belirtti.
• Rantçı yaklaşımın sonuçları: “Doğaya açtığımız savaşın bedelini ödedik” diyerek, felaketin arkasında “beton ekonomisi” ve “rant ekonomisi” olduğunu savundu.
Özkunt, bu noktada sorunun yalnızca mevcut hükümetle sınırlı olmadığını, “gelmiş geçmiş siyasi sistemin” rant ve beton ekonomisine teslim olduğunun altını çizdi.
2) “Yağmur felaket değil, berekettir; felakete dönüştüren insandır”
Özkunt, yağmurun bir felaket değil, aksine tarım ve su kaynakları açısından bir “bereket” olduğunu belirterek, felakete dönüşen tablonun insan eliyle yaratıldığını söyledi:
“Yağmur felaket değildir. Yağmur berekettir. Yağmuru felakete dönüştüren insanlardır.”
Bu çerçevede, günlük ve kısa vadeli siyasi yaklaşımlarla (“günü kurtarma”) ilerlemenin ülkeyi daha büyük risklere taşıdığını vurguladı.
3) Belediyeler ve emekçiler: İyi ki yerel yönetimler var
Özkunt, kriz anında sahada en güçlü refleksi gösteren yapının yerel yönetimler olduğuna dikkat çekerek, belediyelerin ve belediye emekçilerinin “çok önemli bir sınav” verdiğini söyledi. Yerel yönetimle merkezi yönetimi özellikle ayırdığını belirten Özkunt, farklı siyasi görüşlerden belediyelerin birlikte çalıştığını işaret ederek şu mesajı öne çıkardı:
• Belediyeler ve emekçilerin özverisi: “İyi ki belediyelerimiz var… İyi ki yerel yönetimler var” diyerek sahadaki emeği vurguladı.
• Yerel yönetimlerin işlevi: Yaşananların, yerel yönetimlerin bu ülkede ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdiğini ifade etti.
4) Acil, orta ve uzun vadeli tedbirler: Radikal adımlar şart
Özkunt, “hafif yağışlarda bile” bu tablonun yaşanmasının, daha ağır yağışlar karşısında riskin büyüyebileceğini belirterek somut tedbir başlıklarını sıraladı.
Acil yapılması gerekenler (hemen)
• Göletlerin ve barajların bakıma alınması,
• Baraj ve göletlerin temizlenmesi,
• Suyun hangi güzergâhlardan geldiği bilindiği için, suyun akışını düzenleyecek hızlı müdahale adımlarının atılması.
Orta vadede yapılması gerekenler
• Suyun denize ulaşana kadar yollardan, evlerden, tarlalardan taşkın yaratmasını önleyecek sistemlerin kurulması,
• Dere yataklarının rahatlatılması; dere içindeki yapılaşmanın kaldırılması (Özkunt, dere yataklarındaki yapıların yıkılması gerektiğini söyledi),
• Yeni göletlerin planlanması.
Uzun vadede yapılması gerekenler
• Dağların yeniden ağaçlandırılması,
• Taş ocaklarına “kesin çözüm”,
• Yeni barajlar ve göletler,
• İmar planlarının doğaya ve iklim koşullarına uygun biçimde yapılması,
• “Beton ekonomisi” ve “açgözlü rant” yaklaşımına karşı toplumsal uyanıklığın yükselmesi.
Özkunt ayrıca, özellikle bazı bölgelerde geçirilmeye çalışılan imar planlarına karşı sivil toplum örgütleri, siyasi partiler ve toplumun uyanık olması çağrısında bulundu.
“Devlet bütçesi kriz içindeki aile bütçesi gibi”
Özkunt, devlet bütçesini “krize girmiş bir aile bütçesi” benzetmesiyle anlatarak, gelirlerin doğru yönetilmediğini, tasarruf yapılmadığını ve yükün dar gelirlilere bindirildiğini savundu.
Öne çıkan vurgular:
• Lüks harcamalar ve borç-faiz döngüsü: Tasarruf yapılmadığında borcun borçla çevrildiğini, sürekli faiz ödendiğini söyledi.
• Dolaylı vergiler: KDV, fonlar ve özellikle akaryakıt üzerinden alınan vergilerin dar gelirli üzerinde ağır yük oluşturduğunu belirtti.
• Gelirlerin kullanım biçimi: Toplanan gelirlerin büyük oranda maaşlara, cari harcamalara ve lüks harcamalara gittiğini; oysa eğitim, sağlık ve altyapı gibi alanlara aktarılması gerektiğini vurguladı.
Özkunt, borçlanma öngörüleri üzerinden oluşacak faiz yükünün sonunda “her kaleme zam” olarak döneceğini ifade etti ve akaryakıta yapılan zamların da bütçeyi finanse etmek amacıyla yapıldığı değerlendirmesinde bulundu.
6) Vergi adaleti ve kayıt dışı ekonomi: Ülke vergi cennetine dönüştü
Özkunt, ülkede vergi adaletinin sağlanamadığını ve kayıt dışılığın yaygın olduğunu belirterek, kazananların vergi vermediği bir düzenin sürdürüldüğünü söyledi.
Özkunt’un bu başlık altında öne çıkardığı noktalar:
• Gelir ve kurumlar vergisi tabanı dar: 2024 görünümünde gelir/kurumlar vergisini “neredeyse sadece bankaların ödediğini” ifade etti.
• Kazananlardan vergi alınması: Aşırı servet biriktirenlerin vergi vermediğini, vergi adaletinin sağlanması gerektiğini vurguladı.
• Kayıt dışılıkla mücadele: Kayıt dışının nerelerde yoğunlaştığının bilindiğini, etkin denetim ve irade ile üzerine gidilebileceğini söyledi.
• Muhasebe/denetim altyapısı: Firma bilançolarının gerçeği yansıtmadığı iddiasını dile getirerek, yeminli murakıplarla ilgili yasanın güncellenmesi ve “gerçek muhasebe sistemine” geçilmesi gerektiğini belirtti.
7) Yolsuzluk eleştirisi ve “şeffaf yönetim” vurgusu
Özkunt, ülkede “büyük bir yolsuzluk ekonomisi” bulunduğunu söyleyerek, yolsuzlukların önlenmesi halinde bütçede ciddi tasarruf sağlanabileceğini ifade etti. Yolsuzluk yapanların yargıya sevk edilmesi ve ceza alması gerektiğini vurguladı.
Bu bölümde, TDP’li yerel yönetimler üzerinden “şaibesiz yönetim” vurgusu da yaptı; belediyelerde ihaleler ve istihdam üzerinden partizanlık yapılmadığını, kaynakların “yandaşlara peşkeş çekilmediğinde” toplum yararına kullanılabildiğini dile getirdi.
Siyasete güven kaybı ve erken seçim değerlendirmesi
Özkunt, mevcut tablo nedeniyle toplumda siyasete güvenin zedelendiğini, insanların tüm partileri “aynı” görmeye başladığını söyledi. Bu durumun nitelikli ve uzman isimlerin siyasete mesafeli durmasına da yol açtığını ifade etti.
Erken seçim tartışmalarına ilişkin ise, hükümetin kaçacak yerinin sınırlı olduğunu, seçmenin verdiği mesajın görülmesi gerektiğini belirterek hükümete yönelik eleştirilerini sürdürdü. Özkunt, toplumun da bu süreçten ders çıkarması gerektiğini, dürüst ve donanımlı kadrolara sahip çıkan bir siyasal tercihin önem taşıdığını vurguladı.
“Ranta teslim olmayalım, doğayı koruyalım”
Özkunt, programın sonunda yağmurun ülke için ihtiyaç ve bereket olduğunu yineleyerek, yetki sahibi herkesin el birliğiyle sorumluluk alması gerektiğini söyledi; “ranta teslim olmama” ve “doğayı koruma” çağrısını yineledi.



Comments